|
Hazar Türkleri Yahudi mi
Hazar Türk'leri Yahudi mi? yoksa Musevi mi?

Türk Haber'den Kevin Brook'un 'Bir Türk İmparatorluÄŸu: Hazar Yahudileri' adlı Nokta Kitap tarafından basımı yapılan kitabına yazılan tanıtım yazısı bazı ciddi yanlışları içinde barındırıyor.Tanıtım yazısında ÅŸu ifade yer alıyor: "5. yüzyıldan itibaren devletlerini oluÅŸturmaya baÅŸlayan ve farklı dönemlerde İsrail, Bizans ve İran'dan aldığı göçlerle bir Yahudi sığınağı haline gelen bu devlet, muazzam bir güce sahip olmuÅŸtu."
Bir kere Hazar Devleti sınırları içerisine, baÅŸka ülkelerden Türk kökenli olmayan Yahudilerin göçü, toplam Hazar Nüfusunun binde birini bile bulmaz. Dolayısıyla Türk kökenli olmayan Yahudiler için bir nüfus sığınağı olması mümkün deÄŸildir. Burada önemli bir husus da, Hazar Yahudileri, baÅŸka yerden gelmiÅŸ Yahudiler olunca, kökenlerinin TürklüÄŸü de söz konusu olmuyor tabii. Burada Orta Avrupa Musevilerinin etnik kökeninin Hazarlar ve Hazar etkisi yerine İbraniliÄŸe ve YahudiliÄŸe yani Sami ırkına dayandırılmaya çalışıldığını düÅŸünüyoruz. Ya da ciddi bir anlam hatası 'farkında olmadan' yapılmış demektir. Hazar Türkleri Yahudi deÄŸil Musevidir. Yani bunların ırk olarak sami ırkından olan israiloÄŸullarıyla hiçbir ilgileri yoktur.
Bunun kadar önemli bir husus da Hazarların MuseviliÄŸinin nasıl gerçekleÅŸtiÄŸidir. Hazarlar, MuseviliÄŸi, Kafkasya ve özellikle Dağıstan Musevilerinden öÄŸrendiler. Bir ikinci kaynak ise Harezm Musevileridir. Buralarda nüfus olarak önemli olmasa da dini-kültürel varlıkları nedeniyle önemli bir Musevi inananları topluluÄŸu bulunmakta olduÄŸu anlaşılıyor. Bu toplulukların da irken Yahudi olma olasılıkları bulunmamaktadır. Oysa tanıtım yazısında büyük bir göç varmış da onlar YahudiliÄŸi oluÅŸturmuÅŸlar ve Türklerden de katılım oldu fikri inÅŸa ediliyor. Hazarlar MuseviliÄŸi, büyük ihtimalle yine Türk kökenli olan Dağıstan'ın ve Harezm bölgesisinin MusevileÅŸmiÅŸ yerlilerinden öÄŸrendiler. Zaten MuseviliÄŸin 800 lü yıllardan sonra Hazar Ülkesinde birinci din haline gelmiÅŸ olması, 100 yıldan az bir zamanda oldukça büyük bir topluluÄŸun din deÄŸiÅŸtirmesi demektir ki, bu ancak kendindenliÄŸin olduÄŸu bir yerde mümkündür. Öte yandan Hazar Türklerinin alfabe olarak Orhun alfabesini kullandığını biliyoruz.
Bu gerçek de MuseviliÄŸe ait Orhun alfabesiyle yazılmış metinlerin varlığını ve bir Türk MuseviliÄŸinin Hazarlar öncesinde olduÄŸunu gösterir. Ve Hazar Musevilerinin baÅŸlangıçta Musevilik metinlerini Orhun Alfabesini kullanarak yazdıkları biliniyor. Åžunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Türkler arasında İslamiyet yayıldıktan sonra ne kadar Arap veya Acem varsa ondan da daha az irken Yahudi için gerek Dağıstan gerekse Harezm bölgesinde olması akla da mantığa da daha yakındır.
Öte yandan Karay Musevi Türkleri ile Yahudiler arasında varolan inanış farkları, farklı etnik ve kültürel kökenlerin kanıtıdır. Bir diÄŸer kanıt da İstanbul'da Hazar kökenli Musevilerle Bizans'ın yerlisi Yahudiler arasında yüzyıllarca süren dini kavgalardır. Ne yazık ki bu kavgayı sonunda Türk kökenli Museviler kaybetmiÅŸ ve onlara ait sinagoglardan ancak biri günümüze ulaÅŸabilmiÅŸtir. Yazılı eserler ise henüz ortada yoktur.
Bu söylediklerimizin doÄŸruluÄŸunu, özelikle AÅŸkenaz Musevilere ait genetik araÅŸtırmalarda DNA yapılarının, İsrailoÄŸlu kökenli Yahudilere deÄŸil, Türk kökenlilere yakın sonuçlar verdiÄŸinin ortaya çıkması göstermektedir. Bu çalışmalarda, KürtleÅŸmiÅŸlerin bir bölümü bile İsrailoÄŸullarına AÅŸkenazlardan çok çok daha yakın DNA özelliklerine sahip bulunmuÅŸtur. Önasya'nın daÄŸlarında mahsur kalıp, kendilerini herkesten saklayan İsrailoÄŸlu kökenli Yahudilerin, bölge ve kültür yakınlıkları nedeniyle son bin yılda KürtleÅŸmiÅŸlerle deÄŸil de ondan çok daha önce kırmanç-sorani topluluklarıyla karışmış olması ve onların arasında gerek dini gerekse kültürel olarak asimle olup yok olmuÅŸ olmaları daha mümkün görünmektedir.
Hazarlarda MuseviliÄŸin oynadığı rol ne yazık ki Hazar Türkleri için çok da hayırlı olmamıştır. Çünkü din deÄŸiÅŸtiren Türkler, Hıristiyanlıktan önce MuseviliÄŸin böldüÄŸü bir ortak din kültürünün kısmen yıkıcısı olmuÅŸlardır. Macarların Hıristiyan olması ve hatta ondan da önce kimi Ön-Türk topluluklarının SlavlaÅŸmasına yol açan, Ön-Türkler arasında Hıristiyanlığın yayılması, bir de MuseviliÄŸin ortaya çıkmasıyla daha bir saÄŸlamlaÅŸmış olmalıdır. İslam, Türkler arasında sürecek bir yerleÅŸik-göçer ayrılığı doÄŸururken, bundan önce aynı örneÄŸi Hıristiyanlık ve Musevilik sergilemiÅŸtir. Bugün Rusya'yı azıcık kazıyın altında Rus göremezsiniz. Bunları zamanla daha net olarak göreceÄŸiz.
Hazarlarda Musevilik, Suriye Türkleri, Mısır Türkleri ve İran Türklerin de İslam, Uygur ve kimi Hun toplulukları arasında Budizm, Maniheizm ve Konfiçyüs-Tao DüÅŸüncelerinin yayılması, Türk topluluklarının baÅŸka uluslara asimle olmasıyla sonuçlanmıştır. Çin Han Hanedanının Çinlilerle hiçbir ortak yanının olmadığını görmek için dönemin heykellerine ve heykellerdeki sakal ve bıyıklara ÅŸöyle bir göz ucuyla bakmak bile yeterlidir. Benzer olaylar daha az nüfusa sahip topluluklar için Kafkasya'da da olmuÅŸtur. Nitekim Dağıstan Musevilerini böyle görmek gerekir.
Atila Demirkasımoğlu
( Yukarıdaki makaleye Sayın Kevin Brook'un yanıtı )
Kitabım "Hazar Yahudileri" ile alakalı olarak, Atila DemirkasımoÄŸlu'na cevaben yazıyorum: Hazar İmparatorluÄŸunda kac tane Israilli Yahudi'nin yasadigini bilmiyoruz fakat Israelli Yahudilerin sayisinin Hazar Yahudilerinden az olduguna dair Atila DemirkasımoÄŸlu'nun hakli olmasi mümkündür. Cevap, kac tane Hazar'in Judaism'e donduruldugu ile bagintilidir.Sayet, din degistirme oldukca yayginsa bu takdirde Hazarlar belirli sayida Yahudi'yi sayisal olarak coktan bastirmis olabilirler.
Avrupa'da, Dogu Avrupa'daki Yahudilerin birincil soyunun Sami asilli Israellilerinden oldugu dokumantasyon hem de genetik açidan ispat edilebilir. Bunun henuz ispatlanmadigi konusunda DemirkasımoÄŸlu'nun dediklerine katilmiyorum. Benim kitabim yazildiktan sonra, Avrupa Yahudileri'nin Filistinli Araplar, Suriyeliler, Lübnanlilar, Türkiye Türkleri, Kürtler ve Ermeniler ile yakindan ilgili olduklari ve genellikle Akdenizin bu insanlarin özellikle Seferad Yahudileri ve İran Yahudileri ayni genetik özellikleri gösterdiklerini belirten yeni deliller ortaya çikti. Avrupa Yahudilerinin bazi Hazar akrabaliklarinin olduÄŸu doÄŸrudur fakat bu baskin bir unsur deÄŸildir. Alexander Beider'in arastirmasi dogrulamaktadir ki büyük sayida Yahudi, Dogu Avrupa'ya Cek ve Alman topraklarindan gelmislerdir ve bunlarin sayisi Rusya Yahudilerinden daha faladir. Daha detaylari için "The Origins of East European Jews", Russian History/Histoire Russe dergisi, Cilt 30 Sayilar 1-2 (Bahar-Yaz 2003), sayfa 1-22'deki makalemi okuyabilirsin. Kitabimin gözden geçirilmis baskisi ayni zamanda Yahudi kökenler üzerindeki yeni kesiflerden genis anlamda tartismalari içerecektir.
Kendilerini "Juhuri" ya da "Gorski" olarak adlandiran Dagistan Yahudileri, OrtadoÄŸu'daki Semitik-Israelli Yahudilerin soyundan gelmektedirler. DemirkasımoÄŸlu'nu bahsettigi gibi bunlarin Turk olup olmadiklarini bilmiyorum. Mümkün olabilir fakat simdiye kadar genetik deliller bunlarin Dunya'nin her yerindeki Yahudiler ile ilgili olduklarini göstermektedir. Sayet bu dogru ise bu takdirde Gagistan Yahudileri Iran'da 1000 yil once yasiyorlardi.
Dagistanli Kumuklar belki de Dagistan Yahudilerinden daha fazla Hazar kökenlidirler. Kirimli Karay'larin kokenleri ise halen tartismalidir ve bunlarin genetik yapilari henuz daha kurulmamistir. Sayet bunlar Turk kokene sahipseler, Hazarlardan daha cok Tatar ve Kipcak olmalari mumkundur. Bu nedenle Istanbul'daki modern Karay "kenasa"sinin (sinagogunun) "Hazaryali" olarak adalandirilabilecegini zannetmiyorum.
Bizans doneminde 11'nci Yuzyila kadar Hazar Yahudilerinin Konstantinapol'de ve Pera'da yerlestiklerini ogrendigimizi bilmek ilgini cekecektir. Profesor Timothy S. Miller, Konstantin Akropolu tarafindan yazilan "Aziz Zotikos'un Hayati" baskiyi okumus ve gormus ki bu kitapta Pera'da Yahudi kocasi ile yasayan Yahudi bir Kadin'in bir hikayesi anlatilmaktadir.
"Kiev Mektubu"nun sonundaki gizemlerini koruyan kisimlar haricinde, Orhan alfabesi ile yazilmis olan hic bir Yahudi yazisi gormedim. Fakat, Orhon alfabesinin Aramik alfabeden yaratilmis olabileceginden, Orhon ve Aramik alfabeleri bazi benzer formlara sahiptirler.
Hazarlar tarihlerinin son donemlerinde Hahamlarca yonlendirilmislerdir. Bu Haham Abraham ibn Daud'nin soyledigi seydir. Onlar mozaiktiler fakat senin anlamlanlandirdigin anlamda degiller. 838 yilinda, yahudiligi kabul edince, Hazarlar Musa'nin onuruna ve uzerinde Musa'nin Tanri'nin peygamberi oldugunu beyan eden gumus para basmislardir. Kral Josef, ayni zamanda Hazar Krallarinin, Yahudiligin hahamlara ait mezhebi olan Talmud'u ogrendiklerini de teyid etmistir.
Sonuc olarak, kitabim hakkindaki goruslerin icin tesekkur ederim. Bahsetmem gerekir ki Kitabimin Turkce tercumesi her yonuyle tam degildir ve en azindan 11 Bolum'de bir yerde Ingilizce versiyonunda oldugu hali ile uyumlu olmayan bir bolum vardir. Bu nedenle okudugunun benim original anlatimim oldugunu garanti edemem. Yine bahsetmeliyim ki "Hazar-Bizans IliÅŸkileri" makalesini bir anit proje olan Yeni Türkiye tarafindan basilan "Türkler"e ithaf ettim ve Türkler ile Türk Tarihi ve Yahudi tarihi ile ilgili istisare etmekten mutluluk duymaktayim. Türkler ve Yahudiler hem Akdenizde ve Orta Asyada ortak ecdad kökenlere sahiptirler ve bu tip bir baglanti benzersizdir.
Kevin Brook
( Kevin Brook'un yazısına Sayın Atila Demirkasımoğlu'nun yanıtı:) Sevgili Kevin Brook,
Önce bir merhaba. Hazarlı Türklerin ve diÄŸer dinleri seçmiÅŸ Türklerin, mesela Hristiyan Naymanlar, Hristiyan Kossaklar, Budist ÇinlileÅŸmiÅŸler gibi daha birçok topluluÄŸun tarihi, Türklerin gözü önünden uzun süredir kaçırılıyor. Ancak son yıllarda genel bilgilenme düzeyinde yükselme ile bu aşılıyor. Türk Tarihi, kimilerince neredeyse İslam olmalarından sonra baÅŸlatılıyor. Bütün bu eksiklikler, baÅŸka noktalarda baÅŸka sonuçlar doÄŸurduÄŸu gibi, olaÄŸan olmayan, kurguların Türkler üzerine ve üzerinden inÅŸaasını düÅŸünenleri cesaretlendiriyor. Bu böyle oldu. Åžimdi de bu yanlış yolun temsilcileri var.
Sevgili Kevin Brook, Henüz sizin kitabınızı okumadım. Bu nedenle sizin doÄŸrudan ifade ettiÄŸiniz görüÅŸleri ve bunların ayrıntıları ile dayanaklarını bilmiyorum. Kitabınızı en kısa sürede alacağım. Benim, sizin yanıt verdiÄŸiniz yazım, kitabınızın Türkçe baskısına yazılan tanıtım yazısını esas almıştır. Bu nokta ilgili yazımda belirtilmiÅŸdi. Kitabınızı okuduktan sonra daha ayrıntılı görüÅŸ bildirebilirim. Åžimdi gelelim yanıtınızda ifade ettiÄŸiniz görüÅŸlerin tartışmasına...
DoÄŸu Avrupa Musevilerinin soyunun “Sami” asıllı olduÄŸunun dokümantasyon ve genetik açıdan ispat edilebileceÄŸini ifade ediyorsunuz. Ve benim bunun henüz ispat edilemediÄŸini ifade ettiÄŸimi yazıyorsunuz. Ve bazı genetik çalışmaların sonuçlarını veriyorsunuz. Yanılıyorsunuz! Ben tam da sizin verdiÄŸiniz sonuçları esas alarak DoÄŸu Avrupa Musevilerinin Sami asıllı olmasının mümkün olmadığını ilk yazımda ifade ediyorum. Yani ispat edilen DoÄŸu Avrupa Musevilerinin, yani AÅŸkenazların Sami asıllı olmayıp Türk asıllı olduklarıdır.
Üstelik baÅŸta “Arman”lar (Haylar deÄŸil) olmak üzere Kürtler, Suriyeliler ve Lübnanlıların Türklerle ve AÅŸkenaz Musevilerle benzer genetik özellikler göstermesini “yanlış” yorumluyorsunuz. Ve önemli bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz. Bu ÅŸu: Sizin ifade ettiÄŸiniz genetik ortaklığın, söz konusu genetik çalışmaların açıkça gösterdiÄŸi üzere, Sami asıllı Yahudilerle hiçbir ortaklığı yoktur. Seferad Yahudileri olarak İspanya ve Portekiz Yahudilerini esas alıyorsanız, biz bunun Sami asıllı Yahudiler olduÄŸu noktasını tartışmalı buluyoruz. Çünkü biliyoruz ki, birçok Musevi Hazar Türk’ü İspanya, İtalya ve Portekiz’e göç etmiÅŸtir. Musevi tasavvufunun en önemli üç isminden ikincisi olan Gikatilla ailesi bunlardan biridir. Batı Akdeniz Avrupa’sının Musevilerinin adları üzerine yapılacak bir araÅŸtırma, bu küçük topluluÄŸun Sami ve Türk soylu iki farklı etnik kökene sahip olduÄŸunu ama ikincisinin zamanla kültürel olarak kaybolduÄŸunu gösterecektir.
Genetik araÅŸtırmalar, Türkiye’de ve Türkler tarafından yapılmadığı sürece her zaman ÅŸüpheyle karşılanmalıdır. Orta Avrupa Musevilerinin içinde küçük de olsa Sami asıllı olanlar vardır. Örneklemelerin nasıl yapıldığını ve ne kadar objektif olunduÄŸunu bilmeden bu önemli ve “hem öncesinde hem sonrasında” “kurgulanabilir”çalışmalara güvenmek mümkün deÄŸildir. Bu çalışmalara ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Biz de bu nedenle dikkatle yaklaÅŸmakta ve ne baÅŸtan red ne de kabul etmekteyiz.
Buna raÄŸmen sözkonusu çalışmaların gösterdiÄŸi gerçeÄŸi, siz genetik haritaları tekrar dikkatle gözden geçirdiÄŸinizde göreceksiniz: Sami asıllı Yahudilerle, AÅŸkenaz asıllı Musevilerin aynı genetik bölgede bulunmadığını göreceksiniz. AÅŸkenazların Anadolu Türklerine yakın olduÄŸu apaçık ortadadır. Armanların, Kürtlerin (ki burada biz biliyoruz ki KürtleÅŸmiÅŸler söz konusu) ve hatta Suriye ve Lübnanlıların da genetik haritada bu bölgede bulunması ise sizin ifade ettiÄŸiniz gibi bir AkdenizliliÄŸe iÅŸaret etmemekte, bu toplulukların Türklerle genetik akrabalığına iÅŸaret etmektedir.
Sizin Akdenizlilik iddianızın kökeni Arman ve Kürtlerden daha çok Suriye ve Lübnanlılara yaslanmaktadır. Siz, sözkonusu bu genetik çalışmalarda Sami Yahudileri ile AÅŸkenaz Musevileri arasındaki genetik haritadaki koca farkı göz ardı ettiÄŸiniz gibi Suriye ve Lübnanlıları genetik olarak Arap yaparak bir çok ÅŸeyi daha göz ardı ediyorsunuz. Oysa Suriye ve Lübnan'ın genetik kökeni konusunda biraz aceleci olmamak gerektiÄŸini biz tarihten biliyoruz. Ve sosyoloji-kültür iliÅŸkisinden yola çıkarak kimi etnogenez yaklaşımlarında bulunabiliriz.
Åžöyle ki: Sümer kraliyet ailesi, hadi ondan vazgeçelim Sümer Ordusunun esasını OrtadoÄŸu kökenli bir topluluÄŸun deÄŸil Asya kökenli bir topluluÄŸun oluÅŸturduÄŸunu düÅŸünüyoruz. Partların Türk kökenli olduÄŸunu biliyoruz. Hurrilerin, Subarların, Mannalıların, tartışmalı da olsa Türklüklerinin diÄŸer olasılıklardan az olmadığını biliyoruz. Bütün bunları bir yana koysak bile Büyük Selçuklu Türk İmparatorluÄŸu döneminde Irak ve Suriye’deki Türk etkisini biliyoruz. Etkiyi biliyoruz ama geniÅŸliÄŸini, araÅŸtırmalar yetersiz olduÄŸu için, ancak tahmin edebiliyoruz.
Öte yandan Lübnan’ın kültürel farklara yaslandığı sanılan etnik yapısının soyla iliÅŸkisini bilmiyoruz. Yine Suriye Halkının, Türkmenler hariç olmak üzere, hangi nedenle mesela Irak ve İran ÅžiiliÄŸinden farklı, Lübnan Müslümanlığının Arap Müslümanlığından farklı olduÄŸunu ve neden ciddi ayrımlar gösterdiÄŸini bilmiyoruz. Oysa Gumilev’in etnogenez tezleri bize tarihi kırıntıları da eklediÄŸimizde bu Kuzey-DoÄŸu Akdeniz coÄŸrafyasında TürklüÄŸün varlığını düÅŸündürüyor. Ve genetik çalışmalar tam da bu nokta ile uyumlu sonuçlar veriyor.
Armanlar meselesi ise Feridun AÄŸasıoÄŸlu Celilov’un “Hay’lar Nasıl Ermeni Oldu” baÅŸlıklı makalesini hemen hatırımıza getiriyor. Bu çalışmayı okuduÄŸunuzda, karşılıklı yazışmalarımızda sözkonusu ettiÄŸimiz genetik çalışmaların, Feridun AÄŸasıoÄŸlu Celilov’u doÄŸruladığını göreceksiniz. Öte yandan bizde buna ÅŸuna ekleyelim ki Anadolu dikdörtgenine kuzeybatıdan güneydoÄŸuya bir çizgi çektiÄŸinizde hemen üstünde yer alan bölgede Hatti (Hint-Ari Hititler sözkonusu deÄŸil) etnik bakiyesinin Önce ArmanlaÅŸtığı ve sonra ErmenileÅŸtiÄŸi hipotezinin geliÅŸtirilebileceÄŸini düÅŸünüyoruz. Zaten bunlar olmadan Ermenilerin “millet-i sadıka” olması mümkün deÄŸildir. Bu gerçeklere raÄŸmen Ermeniler bugün Türklerin başına kimi siyasi sorunlar açıyor. Umarız ki çoÄŸunluÄŸunu Hazarlıların oluÅŸturduÄŸu ve buna baÅŸka Türk topluluklarının eklendiÄŸi AÅŸkenaz Museviler (burada Saka bakiyesi etnik topluluklar ön planda düÅŸünülmeli) Türklere, HaylaÅŸmış Ermenilerin açtığı sorunları açmazlar. Ve dileriz ki "Millet-i Sadıka" Hıristiyanlıklarına deÄŸil Arman ve Hatti kökenlerine sadık kalsın.
Kimi Portekizlilerin Kuzey Çinlilerle akraba olduÄŸu sonucunu veren genetik çalışmalar bu genetik halkayı Çin’e veya mesela Samilere baÄŸlamıyor ve doÄŸrudan Türklere ve onların doÄŸu koluna, ki bu kolda MoÄŸol ve Kırgızlar var, baÄŸlıyor. Diyebiliriz ki bugün Portekiz’de Hıristiyanların bir kısmı Türk soylu...
Dağıstan Musevileri konusuna gelirsek bunu da gerek Hazar Denizi çevresi gerekse İran tarihinden bağımsız düÅŸünmek mümkün deÄŸildir. Dağıstan Musevileri hakkında genetik çalışmalardan haberim yok. Ama zaten sizin ifadelerinizden de olmadığı anlaşılıyor. Siz, dünyadaki Yahudiler diyorsunuz ama biz Dünyadaki Musevilerin genetik bir ortaklığı olmadığını ve mesela Arabistan Araplarının, Dünya Yahudilerinden çok daha fazla Sami asıllı Yahudilerle genetik yakınlık gösterdiÄŸini sözkonusu genetik çalışmalardan buluyoruz. Ve Sami Arapların ne Anadolu ne de baÅŸka yerin Türkleriyle genetik yakınlığının söz konusu olmadığına ulaşıyoruz. Yani ortak bir Yahudi genetik bölgesi yoktur. Temelde üçe ayrılmış genetik bölgeler var. Biri Sami, biri siyahi ve diÄŸeri de AÅŸkenazlar. Museviler arasında AÅŸkenaz nüfus ise Sami ve Siyahi Yahudilerden daha fazla. Bu nedenle hiçbir ÅŸekilde ortak dünya YahudiliÄŸi genetiÄŸi söz konusu deÄŸildir.
Hazar Denizi kesin olarak tarihin bütün dönemlerinde bir Türk iç denizidir. Karadeniz’in DoÄŸusu, Karadeniz'in en az yarısından baÅŸlamak üzere Türk kıyılarıdır. Bu bölgeye Türk olmayanlar hep sonradan gelmiÅŸdir. Ve zaten genetik nüfus olarak da, ilerde göreceÄŸiz ki, az çıkacaklar.
Göktürk Tarihi konusunda hala çok eksikler var. Ama Kırım ve Bosforu alan Göktürklerin Ötükenden “göç ettiklerini” ifade etmek doÄŸru olmasa gerek. Evet Ordunun bir bölümü oradan gelmiÅŸtir. Ancak hemen kuzeyi, hiç olmazsa kuzeydoÄŸusu kültürel olarak Türk bölgesidir. Biz düÅŸünüyoruz ki, genetik olarak o bölgenin tamamı Türk kökenlidir. Åžimdilik kesin konuÅŸmak için çalışmaları bekleyeceÄŸiz.
Bizans'taki Hazar varlığından haberim elbette var. Bizans İstanbul’unun bügünkü New York’dan farklı olmadığını düÅŸünüyorum. Yani Grekler Bizans İstanbul’unda sanıyorum ki hiç çoÄŸunluk olmadılar. Helen kültürü, daha sonra baÅŸka coÄŸrafyalarda Arap kültürünün din üzerinden, ÅŸimdi Anglo-Amerikan kültürün kültür üzerinden yaptığı gibi Helen kültürü üzerinden etnisiteyi yok etti. Türkiye’de Bizans ile Grek ne yazık ki aynı sanılıyor. Bütün bunlar zamanla deÄŸiÅŸecek tabii..
İspanya BaÅŸbakanı Hasdai'nin Hazarlı Joseph'e yazdığı mektuplar iyi yorumlandığında Hazarya’da Sami asıllı Yahudinin hiç ölçüsünde olduÄŸu görülür. Mektubun genel içeriÄŸinden bunu çıkarabiliriz. Bu mektupta anlatılan Yafes ve Togarma üzerinden ortak köken dini hikayelerini ise diplomasinin unsurlarından saymak gerekir.
Arthur Kostlerin dikkatini çeken bir hususu hatırlamak yerinde olacak. Kostler “Yiddish dilinde, Almanya’nın Fransa sınırına komÅŸu yörelerinden hiçbir sözcük girmemiÅŸtir.” Kostler’in dikkat çektiÄŸi bu noktanın da Saka Tarihi aydınlandıkça açığa kavuÅŸacağını ve hatta Almanya’nın doÄŸusundaki yer isimlerinin kökenlerinin belirleneceÄŸini düÅŸünüyoruz.
Özet olarak, Türklerin dini algılama biçimi ve hayatlarında koydukları yer, onların, birçok dine yöneldiÄŸini ve özellikle etnik bakiye haline geldiklerinde dinsel bir taassuba büründüklerini ve tam da bu noktada etnik olarak dönüÅŸüp Türk olarak yok olurken genetik olarak Türklüklerini sürdürdüklerini düÅŸünmek gerekiyor. Çok geniÅŸ bir coÄŸrafyaya yayılmış bir ulusun farklı ve karmaşık bir yaÅŸantısının, bakış açısı bilimsel disiplinine sınırlı birçok araÅŸtırmacıyı yanıltıp, Türkleri doÄŸru kavramaktan uzak düÅŸürdüÄŸünü söyleyebiliriz.
Göktürk Alfabesinin kökenini Arami kılmak, 10 bin yıllık oluÅŸum sürecini bir kenara koyma cesareti göstermeyi gerektiriyor ki, bu kadar dev bir cesaret doÄŸrusu ben de yok. Ama Aramilere kök arayacaksak Vedik bir pencere açmak fayda saÄŸlayabilir sanırım. Belki Runik etkiler de Aramilerde olmuÅŸtur ve bu yanılgıya sebep oluyordur.
Talmuddan ziyade Tasavvuf konusunu araÅŸtırmacıların gündeme alması yararlı olabilir. Çünkü gerek İslam tasavvufunda gerekse Musevi tasavvufunda Türklerin kritik rol oynamış olması muhtemeldir. Çünkü İslam tasavvufunda Türk ve İranlı kökler baskındır. İranlı köklerin ise genetik bir kültürel isyan olabileceÄŸi düÅŸünülmelidir. Çünkü genetik İranlı Hint-Ariler İranın güneyinde yer alırlar. Türk İranlılar ise baÅŸtan beri kuzeyinde yer alırlar. İslam tasavvufu, genetik ve kültürel Türklerle sadece genetik Türklerin Sami kültürüne itirazıdır. “Gikatila Ailesi” ve “Balki Ailesi” de bu itirazı Musevilik içinde dillendirmiÅŸ olabilirler.
Sevgili Kevin Brook, Biraz spekülatif biraz tarihi gerçekler böyle dursa da, tarihe ait gerçekleri aralama uÄŸraşınız için size teÅŸekkür ederim. Daha önce belirttiÄŸim gibi benim yazım kitabınızın, sanırım arka kapakta yer alan, tanıtım yazısı üzerine idi. Kitabınızı en kısa zamanda alıp okuyacağım. Çalışmalarınızda baÅŸarılar dilerim.
Atila DemirkasımoÄŸlu - Türk Dirlik Sitesinden alınmıştır. © 2005, Türk Haber /
|