KIBRIS’A İKİNCİ SÜRGÜN DALGASAI:
Öyle anlaşılıyor ki, XVl.yy sonlarından itibaren, yüz
yıl süreyle Kıbrıs'a düzenli olarak büyük miktarda göçmen
gönderilmesi, devam
etmemiştir. XVII.yy sonunda, Karlofça Andlaşması'nın ilk defa toprak kaybı ile
sonuçlanması, Osmanlı'yı tarımsal üretimi artırma önlemleri almaya itmiş, bu da
göçebelerin iskân İle sağlanmaya çalışılmıştır. (Bu amaçla Kıbrıs'ın da ilk
akla gelen yerleden olmasına bakılırsa, adanın o güne kadar tam anlamı ile
verimliliği sağlayacak oranda iskân edilemediği anlaşılmaktadır.)
Ünlü Rakkâ İskânı ile birlikte, Kıbrıs'a doğrudan doğruya da, ayrıca Yörük İskân edildiği anlaşılmaktadır.[1] Bu dönemle ilgili olarak, "Yörüklerin asıl vatanları olan İç İl sancağında iskân edilmeleri, şekavetle meşgul olanların, Kıbrıs adasına sürgün edilip, kalebent edilmelerine dair"[2], "Yörüklerin Kıbrıs sürgün edildiklerine dair "[3] sayısız ferman bulunmaktadır.
XVlI.yy, Kıbrıs'a yoğun bir Türkmen/Yörük sürgününün yaşandığı yüzyıldır. 1702 yılında, Niğde, Bor, Ürgüp, Ereğli, Güngör'dü, Delili ve Kırıntılı'da yaşayan kimi Yörük obaları, Rakkâ'ya sürgün edilip de orada yaşamayı reddedince, gemilere bindirilip, Kıbrıs'a gönderilirler.[4] Bunların hangi obalar olduklarını, bilemiyoruz. Gemilere, Ayaş'tan bindirilmişler.
1713'te yeni bir dalga adaya çıkar: Şamlu, Karahacılı, Eski-yörük, Gediklü, Toslaklı, Kiselioğlu (Ketişoğlu diye anan kaynaklar da var), Patralı, Cerid, Saçıkara, Sendil, ve Solaklı obalarından oluşan bu insanlar, yine Rakkâ'dan kaçıp gelmiş oymakların, ele geçirlebilen üyeleridirler. Toplam, 2468 hanenin goçürülmesi planlanır.[5]
1727'de bilinen son önemli dalga gelir. Bu kez, Şeyhlü, Hardal, Paşmaklı, Yazılu, Hacıisalı, Tataroğlu (Orhonlu'ya göre, Tırtıloğlu), Kaçar (bazı kaynaklara göre Kaçar Halil) ve Horzum oymak ve obalarından, yeni Rakkâ kaçkınları.[6]
Bunlardan, gemi reislerini öldürüp, gerisin geri Anadolu'ya çıkanlar, Şeyhlü ve Kiselioğlu yörükleridir. Sürgün, 1741'e kadar sürer.[7]
Elbette bütün bunlara daha 1570'li yıllarda, isyan ettiği için için aday sürülen "Bozdoğan Taifesi'nden, Köseli aşiretine bağlı Ramazan nam kimesne İle başına topladığı kırk-elli haneyi" de eklemezsek, Yörük Sürgünü bahsimiz, eksik kalır.
Görüldüğü üzere, Kıbrıs'a sürülen insanların genel özelliği, Anadolu'da hüküm sürmekte ya da sürememekte olan egemen Osmanlı kültürü ile hiçbir biçimde uyum ve uzlaşma sağlayamamış olmasıdır. İlk dalgayı ele alırsak, Karaman yöresinin nüfus yapısının özelliklerini, ele almış olmakla birlikte, sürgünden sadece bir asır önce, Fatih'in sadrazamı Rum Mehmet Paşa’'nın bu bölgede katliam yaptıktan sonra, "Hünkârın geçen sene Mora'da yaptığının intikamını aldım." dediğini, bu bölge insanının, onun ardından Cem Sultan'ın peşine takılarak, bir kez daha, Yavuz'un İran seferi esnasında, bir daha; Kanunî döneminde Şehzade Bayezid'i destekledikleri için tekrardan kırıma uğramış bir bölge olduğunu, en son da atalarımız adaya geldikten sonra, Kuyucu Murat Paşa marifetiyle, kuyulara doldurulanlar arasında bulunduklarını, tekrarlayalım.
Dolayısıyla, ilk dalga da dahil olmak üzere adaya sürülenler, Osmanlı toplum düzenine başkaldırmıs, başka bir kültürü, yoğun olarak Asya'dan taşıdıkları göçebe kültürünü sürdüren insanlardı dendiği zaman, öyle görülüyor ki buna karşı çıkmak, çok da kolay değildir.
Bugün, Kıbrıslı Türk Kültürü ile diğer Türk Kültürleri arasındaki görece farkları gizlemeye ya da abartmaya çalışmadan önce, bu gerçeğin teslim edilmesi gereklidir. Atalarımız, Osmanlı toplum düzeni için fazla Türk olduklarından dolayı, adaya sürülmüşlerdir.