KIBRISLI TÜRKLERİN KÖKENLERİ
1878
yılında ada yönetimini ele geçiren İngiliz İdaresi'nin yaptırdığı sayımında,
Kıbrıslı Türkler'in %25'inin kentlerde,
%75'inin ise köylerde yaşadıkları
saptanmıştır.[1]
Ezici çoğunluğu oluşturan köylü halkın adaya nereden geldiğini saptamaya
çalışırsak, Osmanlı Yönetiminin adaya "toprakla uğraşsın" koşulu ile
gönderdiklerinin, kimler olduğunu anlamak, eldeki kaynaklar tarandığı zaman,
güç bir iş değildir. Il.Selim'İn 20 Eylül, 1571 tarihli Sürgün Fermanı, türünün
İLK örneğidir.[2]
20 Eylül 1572 günü yayınlanan fermanda, kimlerin sürülmesinin emredildiğini anlamak, hiç de zor değildir. Bugüne kadar bize anlatılan "on haneden biri" lâfının, gerçeğin küçük bir kısmını oluşturduğunu göreceğiz. O tanımla ifade edilen esnaf ve zanaatkarlar için, fermandaki cümle, aynen şöyledir:
"Buna, her kasabadan on haneden
bir hane seçilmek koşuluyla, şu sanayi erbabı ve esnaf da, EKLENECEKTİR."[3
Yani, asıl göçürülecek olanlar başkalarıdır ve buna, esnaf "eklenecektir." Biz
asıl kitleyi kimlerin oluşturduğuna, bir bakalım:
Adaya göçü teşvik etmek üzere ortaya konan ödülün, Öşür vergisi muafiyeti olması,
göçürülmek istenen ana kitlenin, tarımla uğraşmasının öngörüldüğünü ortaya
koymaktadır. Adı sayılarak göçürülmesi istenenler, şunlardır:
1. Çorak, sarp, kayalık yerlerde
yaşayanlar.
2. Daha fazla toprağa ihtiyacı olanlar.
3. Halk arasında, kanunsuz hareketleri ve kötü huyları ile tanınanlar.
(Fermanın aslında, şirret olanlar deniyor.)
4. Bölgelerinin kütüklerinde, kayıtlı olmayanlar.
5. Bulundukları yerlere yeni gelenler.
6. Kendi "malı" olmayıp, kirada oturanlar.
7. Uzun süreden beri, yayla, bağ, bahçe sorunları olup, bu konuda şikâyetçi
olanlar.
8. Köyünü bırakarak, şehirlere göçmüş olup, buralarda da işi olmayanlar.
(Fermanın aslından, buraya avarelik edenler, leventlik edenler diye aldıklarımız, bu başlık altındadır.)
a) Listemiz dikkatle incelenince, görülecektir ki 1. sıradaki çorak, kayalık ve sarp yerlerde yaşayanlar, 7. sıradaki uzun süreden beri yayla, bağ, bahçe sorunu olanlar, 4. sıradaki kütüklerde kayıtlı olmayanlar hep bir arada ele alınabilirler ve bunlar, açıkça Göçebelerdir.
b) Sekizinci sıraya aldığımız, köyünü terkedenler, yoksul köylüler olup, Kanuni Kanunnamesinin ilgili maddesinde, bunun zaten bir suç kabul edildiği anlaşılmaktadır. Avarelik etmek leventlik etmek gibi yakıştırmalar, Osmanlı kafasınca, toprağını terkeden reaya başka birşey yapamayacağından ötürü, o durumdakinin kaçınılmaz tanımlanmasıdır. Buna, beşinci sıraya aldığımız, bulundukları yere yeni gelenleri de ekleyebiliriz.
c) Nihayet, 3. sıraya aldığımız, halk arasında kötü huyları ve kanunsuz davranışları ile bilinenler diye giden kısım vardır ki fermanın aslında, "reaya arasında şirret ve şekâ ile maruf olanlar" diye geçmektedir. Daha sonraki yıllarda, ada halkından Osmanlı kaynaklannın "cibilliyetlerinden merkuz, şekavet ve tuğyan" Yani tabiatlarında bulunan eşkıyalık ve isyankârlıkla tanımlanırken, ayni yılların bir İngiliz kaynağının, "Orta Doğu'nun en uysal insanları" diye sözetmesi, o ölçülerin de biraz farklı olduğunu göstermektedir.
Bir daha özetlersek, ferman; adaya esas olarak, göçebeler, toprağını yeni terketmiş yoksul köylüler ve kendi düzeni ile uyum sağlayamayanların gönderilmesini emretmektedir. O ünlü 1/10 da bunlara eklenecektir.
Okuyucu için hem sıkıcı olamasın hemde takip etme açısından kolayık diye Sayın Dr Nazım Beratlı’nın çalışmasını sayfalar halinde ayırdık. Lütfen diğer sayfaları da okuyunuz